Irregular Verbs (Düzensiz Fiiller Listesi)

V1 – Base FormV2 – Past SimpleV3 – Past ParticipleTürkçe Anlamı
awakeawokeawokenuyandırmak
bewas, werebeenolmak
beatbeatbeatenvurmak
becomebecamebecomeolmak
beginbeganbegunbaşlamak
bendbentbentbükmek
betbetbetbahse girmek
bidbidbidemretmek
bitebitbittenısırmak
blowblewblownesmek
breakbrokebrokenkırmak
bringbroughtbroughtgetirmek
broadcastbroadcastbroadcastyayımlamak
buildbuiltbuiltinşa etmek
burnburned, burntburned, burntyakmak
burstburstburstpatlamak
buyboughtboughtsatın almak
catchcaughtcaughtyakalamak
choosechosechosenseçmek
comecamecomegelmek
costcostcostmal olmak (masraf)
creepcreptcreptemeklemek
cutcutcutkesmek
dealdealtdealtanlaşmak
digdugdugkazmak
dodiddoneyapmak
drawdrewdrawnçizmek
dreamdreamed, dreamtdreamed, dreamtrüya görmek
drivedrovedrivensürmek
drinkdrankdrunkiçmek
eatateeatenyemek
fallfellfallendüşmek
feedfedfedbeslemek
feelfeltfelthissetmek
fightfoughtfoughtdövüşmek
findfoundfoundbulmak
fleefledfledfirar etmek
flyflewflownuçmak
forbidforbadeforbiddenyasaklamak
forgetforgotforgottenunutmak
forgiveforgaveforgivenaffetmek
freezefrozefrozendondurmak
getgotgot, gottenalmak
givegavegivenvermek
gowentgonegitmek
growgrewgrownbüyümek
hanghunghungasmak
havehadhadsahip olmak
hearheardheardişitmek
hidehidhiddensaklamak
hithithitvurmak
holdheldheldkaldırmak
hurthurthurtacıtmak
keepkeptkepttutmak
knowknewknownbilmek
laylaidlaiduzanmak
leadledledönderlik etmek
learnlearned, learntlearned, learntöğrenmek
leaveleftleftterk etmek
lendlentlentödünç vermek
letletletizin almak
lielaylainyalan söylemek
loselostlostkaybetmek
makemademadeyapmak
meanmeantmeantanlamına gelmek
meetmetmetgörüşmek
paypaidpaidödemek
putputputkoymak
readreadreadokumak
rideroderiddensürmek
ringrangrungzil çalmak
riseroserisenyükselmek
runranrunkoşmak
saysaidsaidsöylemek
seesawseengörmek
sellsoldsoldsatmak
sendsentsentgöndermek
showshowedshowed, showngöstermek
shutshutshutkapatmak
singsangsungşarkı söylemek
sitsatsatoturmak
sleepsleptsleptuyumak
speakspokespokenkonuşmak
spendspentspentharcamak
standstoodstoodbeklemek
swimswamswumyüzmek
taketooktakenalmak
teachtaughttaughtöğretmek
teartoretornyırtmak
telltoldtoldanlatmak
thinkthoughtthoughtdüşünmek
throwthrewthrownatmak
understandunderstoodunderstoodanlamak
wakewokewokenuyanmak
wearworeworngiymek
winwonwonkazanmak
writewrotewrittenyazmak
Please Share:

İngilizce Düzenli Düzensiz Fiiller

Alice wrote a letter – Alice bir mektup yazdı – write

Her team won the match – Onun takımı maçı kazandı – win

She brought her lunch to school – O öğle yemeğini okula getirdi – bring

They saw a terrible film last day – Onlar geçen gün korkunç bir film izledi. – see

My mother has taken care of my baby since l was married – Annem evlendiğimden beri bebeğimle ilgilenmiştir. – take

My father has started a new project recently- Babam son sünlerde yeni bir projeye başladı– make

When and While

Past Continuous Tense  cümlelerinde “when” ve “while”  bağlaçları sıkça kullanılır. Bu yüzden zamanı doğru kullanabilmek için bu bağlaçların kullanımlarının iyi öğrenilmesi önemlidir.

When ve While bağlaçlarının Past Continuous Tense cümlelerinde kullanımları genellikle şu iki formül ile açıklanabilir.

– when + simple past tense

– When I saw him, he was playing tennis. (Onu gördüğümde tenis oynuyordu.)

– when / while + past continuous tense

– When / While I was playing football, I broke my leg. (Futbol oynarken bacağım kırıldı.)

When ve While bağlaçlarının kullanımıyla ilgili genel kurallar aşağıda verilmiştir.

► Geçmişte devam etmekte olan bir eylem sırasında bir başka eylem olmuş ve devam eden eylemi bölmüşse, bu durum hem when, hem de while bağlaçları kullanılarak ifade edilebilir.

– I was eating dinner when the guests arrived. (Konuklar geldiğinde yemek yiyordum.)

– I hurt my leg while I was playing football. (Futbol oynarken bacağımı incittim.)

WHEN

“When”  ile kurulmuş bir zarf cümleciği (adverbial clause), genellikle temel cümledeki (main clause) eylemin devam  etmekte olduğu zamanı açıklar. “Bir eylem olduğunda bir başka eylem oluyordu” biçiminde bir anlam taşır. Bu nedenle “when” in bağlı bulunduğu cümlede Simple Past, temel cümlede ise Past Continuous kullanılır.

– When he came in, I was studying. (O içeri girdiğinde, ben ders çalışıyordum.)
               adverbial             main

– I was reading when he came in. (O geldiğinde, ben kitap okuyordum.)

– When I went out, it was snowing. (Dışarı çıktığımda kar yağıyordu.)

– They were arguing when I entered the room. (Odaya girdiğimde, tartışıyorlardı.)

When bağlacının yukarıdaki cümlelerde kullanılışı, “When + Simple Past, Past Continuous” şeklinde formülize edilebilir.

► “When” arka arkaya yapılmış eylemleri anlatmak için de kullandır. Bu durumda her iki cümle de Simple Past Tense ile kurulur.

– When he arrived, we went into the cinema. (O gelince, sinemaya girdik.)
  (Önce o geldi, sonra biz sinemaya girdik.)

– When he left work, he got on a bus and went home. (İşten çıkınca, otobüse binip eve gitti.)

– When the teacher asked a question, I raised my hand. (Öğretmen soru sorunca, elimi kaldırdım.)

When bağlacının yukarıdaki cümlelerde kullanılışı, “‘When + Simple Past, Simple Past” şeklinde formülize edilebilir.

► “While”  bağlacı genellikle, temel cümledeki eylem sırasında devam etmekte olan bir başka eylemi anlatmak için kullanılır. Bu nedenle, “while” in bağlı bulunduğu cümle Past Continuous, temel cümle ise Simple Past’dır.

– While  I was studying, he came in. (Ben ders çalışırken o geldi.)
                    adverbial            main

– I left home while my parents were sleeping. (Annem babam uyurken evden çıktım.)

I took a photograph while you weren’t looking. (Sen uyurken, fotoğraf çektim.)

While bağlacının yukarıdaki cümlelerde kullanılışı, “While + Past Continuous, Simple Past” şeklinde formülize edilebilir.

NOTE: Bu tür cümlelerde “while” yerine “when” kullanmak da mümkündür, ancak “while” kullanımı daha yaygındır.

– When/While I was walking home from work, I bumped into an old friend on the street. 
(İşten eve doğru yürürken, caddede eski bir arkadaşımla karşılaştım.)

– Yesterday, a stray dog was nearly hit by a car when/while it was crossing the street.
(Dün bir sokak köpeği karşıdan karşıya geçerken az daha bir arabanın altında kalıyordu.)

► “While”  cümleciği, temel cümledeki eylemle aynı anda olan bir eylemi anlatmak için de kullanılır. Bu durumda her iki cümle de Simple Past Tense ile kurulur.

– I sang while I washed the dishes. (Bulaşıkları yıkarken şarkı söyledim.)

– She watched me while I made the cake. (Ben kek yaparken o beni izledi.)

– I waited outside while she had an interview. (O görüşme yaparken ben dışarıda bekledim.)

While bağlacının yukarıdaki cümlelerde kullanılışı, “While + Simple Past, Simple Past” şeklinde formülize edilebilir.

► “While” birbirine paralel devam eden iki eylemi anlatmak için de kullanılır. Bu durumda her iki cümlede de Past Continuous Tense kullanılır. “While”ın bu biçimde kullanımıyla genellikle yakınma, içerleme gibi duygular ifade edilir.

– While the teacher was lecturing, the students were talking among themselves. (Öğretmen ders anlatırken öğrenciler kendi aralarında konuşuyorlardı.)

– I was studying while everybody at home was sleeping. (Evde herkes uyurken ben ders çalışıyordum.)

While bağlacının yukarıdaki cümlelerde kullanılışı, “While + Past Continuous, Past Continuous” şeklinde formülize edilebilir. 

► While ile aynı anlamda kullanılan diğer bağlaç “as” dir.

– While/As I was coming here, I ran into an old friend. (Buraya gelirken eski bir arkadaşa rastladım.)

– I had a look at the old magazines while/as I waited at the doctor’s. (Doktorda beklerken, eski dergilere bir göz attım.)

“Just as”, daha vurgulu bir anlatımdır.

– The postman came Just as I was leaving home. (Tam ben evden çıkarken, postacı geldi.)

– Just as I sat down at the table, the phone rang. (Tam masaya oturdum ki telefon çaldı.)

Simple Past and Past Continuous (I went / I was going)

Bundan önceki iki dersimizde, zaten iki zamanın kullanımından detaylı olarak bahsetmiştik. Bu anlatımda da, daha çok iki zaman arasındaki farklara yoğunlaşacağız.

► Eğer, geçmişte tamamladığımız bir eylemden söz ediyorsak Simple Past Tense kullanırız.

A: What did you do last night? (Dün gece ne yaptın?)

B: I watched television first, then I studied English. (Televizyon seyrettim, sonra da İngilizce çalıştım.)

►  Eğer, geçmişte tamamladığımız bir eylemi değil de, sözü edilen zamanda yapmakta olduğumuz işi anlatıyorsak, Past Continuous Tense kullandır.

A: What were your parents doing when you got home last night? (Dün gece eve gittiğinde ailen ne yapıyordu?)

B: They were waiting for me to eat dinner with them. (Akşam yemeğini onlarla yemem için beni bekliyorlardı.)

► Süreklilik bildiren tense’lerle kullanılmayan fiiller (non-progressive verbs), Past Continuous Tense ile de kullanılmaz. Ama bu tür cümleleri Türkçe’ye çevirdiğimiz zaman Past Continuous Tense ile yapılan cümlelerle aynı yapı çıkar. Bu yüzden karıştırılması muhtemeldir.

– I already knew the news about him. (Ben onunla ilgili haberi zaten biliyordum.)

– She thought that I would go to the party as well. (Partiye benim de gideceğimi zannediyordu.)

– The flowers looked nice yesterday, but now they are fading. (Çiçekler dün güzel görünüyordu, ama şimdi soluyorlar.)

► Geçmişteki alışkanlıklarımızı ya da sık sık yaptığımız eylemleri, Past Continuous Tense ile değil, Simple Past Tense ile anlatırız.

– I went to the cinema very often when I was at university. (Üniversitedeyken sinemaya çok sık giderdim / gidiyordum.)

Yukarıdaki cümleyi Türkçe’ye iki şekilde çevirebiliriz. ” Üniversitedeyken sinemaya çok sık giderdim.” ya da “Üniversitedeyken sinemaya çok sık gidiyordum.” Bu cümledeki “gidiyordum” ifadesi ilk anda Past Continuous Tensegibi görünse de, geçmişte belli bir noktada devam etmekte olan bir eylemi değil de, genelde olan bir eylemi anlattığı için Simple Past Tense kullanmamız gerekir.

Bu durumla ilgili olarak aşağıdaki iki örneği inceleyiniz. İki cümleyi de Türkçe’ye çevirirken aynı zaman eki kullanıldığı halde, ifade ettikleri anlamlar birbirinden farklıdır.

– When he was young, he played football in the school team. (Gençken, okul takımından futbol oynuyordu.)  

– When I saw him yesterday, he was playing football. (Dün onu gördüğümde, futbol oynuyordu.) 

► Ancak eğer geçmişte sıklıkla yaptığımız eylemleri yalnızca sınırlı bir süre devam ettiğini vurgulamak istiyorsak, bu cümelerde past continuous tense kullanabiliriz.

– When Jack was in hospital, we were visiting him twice a day. (Jack hastanedeyken, iki günde bir onu ziyaret ediyorduk.)

– To get fit for the race, I was going to the sports centre every day. (Forma girmek için, hergün spor merkezine gidiyordum.)

To talk about a temporary situation that existed at or around a particular time in the past, we use the past continuous:

► Eğer geçmişte uzun sürmüş bir durumdan veya eylemden bahsediyorsak, simple past tense kullanırız. Ancak eğer yaşanan bu durum veya eylem geçiciyse, bunu vurgulamak için past continuous tense kullanabiliriz.

– He worked hard all hislife. (Tüm hayatı boyunca çok sıkı çalıştı)
Bu cümlede kesinlikle past continuous tense kullanılamaz. Çünkü geçici bir durum değildir.

–  I was working in a car factory during the summer of 1976. (1976 yılının yazında bir araba fabrikasında çalışıyordum.)
Bu cümlede her iki zaman da kullanılabilir, çünkü geçici bir süreçten bahsedilmektedir.

► Eğer geçmişte sıkça yapılan ve tekrarlanan eylemler, başka bir eylemin olmasına sebep olmuşsa, past continuous tense kullanılabilir.

• During the time I started to get chest pains, I was playing tennis a lot. (Göğüs ağrılarım başladığında, çok tenis oynuyordum.)

Past Continuous Tense (I was going)

Past Continuous Tense, Türkçe’de geçmiş zamanın hikayesi olarak da ifade edilir ve “gidiyordum” “geliyordum” zamanlarının karşılığıdır. Yardımcı fiil olarak “was – were” kullanılır ve fiilin sonuna -ing takısı getirilir. Past Continuous Tense olumlu, olumsuz ve soru yapılarının kullanımıyla ilgili aşağıdaki tabloyu inceleyiniz.

(+) OLUMLU CÜMLE(-) OLUMSUZ CÜMLE (?) SORU CÜMLESİ
I was playing (Oynuyordum) I wasn’t playing (Oynamıyordum)Was I playing? (Oynuyor muydum?)
You were playing (Oynuyordun) You weren’t playing (Oynamıyordun)Were you playing? (Oynuyor muydun?)
He was playing (Oynuyordu)He wasn’t playing (Oynamıyordu)Was he playing? (Oynuyor muydu?)
She was playing (Oynuyordu) She wasn’t playing (Oynamıyordu)Was she playing? (Oynuyor muydu?) 
It was playing (Oynuyordu) It wasn’t playing (Oynamıyordu)Was it playing? (Oynuyor muydu?)
We were playing (Oynuyorduk) We weren’t playing (Oynamıyorduk)Were we playing? (Oynuyor muyduk?)
They were playing (Oynuyorlardı)They weren’t playing  (Oynamıyorlardı)Were they playing? (Oynuyorlar mıydı?)

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

– I was studying lesson. (Ders çalışıyordum.)

– She was smoking when I saw her. (Onu gördüğümde sigara içiyordu.)

– They were drinking tea when I arrived. (Ben vardığımda çay içiyorlardı.)

USE (KULLANIM)

 USE 1 Interrupted Action in the Past (Geçmişte yarıda kesilen eylemler)

Use the Past Continuous to indicate that a longer action in the past was interrupted. The interruption is usually an action in the Simple Past.

(Past Continuous Tense geçmişte yarıda kesilen uzun olayları anlatmak için kullanılır. Daha uzun olan eylemi yarıda kesen eylem genelde Simple Past tense ile ifade edilir.)


EXAMPLES

– I was watching TV when she called. (O aradığında televizyon seyrediyordum.)

– When the phone rang, she was writing a letter. (Telefon çaldığında mektup yazıyordu.)

– While we were having a picnic, it started to rain. (Piknik yaparken yağmur yağmaya başladı.)

– Sally was working when Joe had the car accident. (Joe araba kazası geçirdiğinde Sally çalışıyordu.)

– While John was sleeping last night, someone stole his car. (Dün gece John uyurken birisi arabasını çaldı.)


► USE 2 Specific Time as an Interruption (Geçmişte belirli bir zamanda yapılan eylemler)

In USE 1, described above, the Past Continuous is interrupted by an action in the Simple Past. However, you can also use a specific time as an interruption.

(Birinci kullanımda geçmişte başka bir olayla kesilen eylemlerde Past Continuous Tense kullandığımızı söylemiştik. Bunun yanında geçmişte belirli bir anda yapılan eylemden bahsederken de Past Continuous Tense kullanılabilir.)

EXAMPLES

– Last night at 10 p.m, I was eating dinner. (Dün gece saat 10’da yemek yiyordum.)

– At midnight, we were still driving through the desert. (Geceyarısı hala çölde araç kullanıyorduk)

DİKKAT!

Simple Past Tense’de kullanılan zaman ifadeleri eylemin tam olarak başlama veya bitiş zamanını belirtir. Past Continuous Tense’de ise, belirtilen zaman eylemin başlangıcı veya bitişini değil, yalnızca o anda eylemin yapılmakta olduğunu belirtir.

EXAMPLES

– Last night at 6 p.m., I ate dinner. (Saat 6’da yemeye başladım.)

– Last night at 6 p.m., I was eating dinner. (Yemeye daha önce başladım ve saat 6’da yeme eylemi devam ediyordu.)


► USE 3 Parallel Actions (Paralel eylemler)

When you use the Past Continuous with two actions in the same sentence, it expresses the idea that both actions were happening at the same time. The actions are parallel.

(İki eylemi aynı anda Past Continuous Tense ile kullandığımızda, belirtilen iki eylemin aynı anda yapıldığı fikri ortaya çıkar.  Yani eylemler paraleldir.)

EXAMPLES

– I was studying while he was making dinner. (O yemeği hazırlarken ben ders çalışıyordum)

– While Ellen was reading, Tim was watching television. (Ellen kitap okurken Tim televizyon seyrediyordu.)

– They were eating dinner, discussing their plans and having a good time. (Yemek yiyor, planları hakkında tartışıyor ve iyi vakit geçiriyorlardı.)

► USE 4 Atmosphere (Atmosfer)

In English we often use a series of Parallel Actions to describe atmosphere in the past.

(İngilizce’de genelde geçmişteki bir havayı (atmosferi) tasvir etmek için bir dizi eylemi arka arkaya kullanırız. Bilindiği gibi geçmişte kalmış olayların hikaye edilmeleri Simple Past ile yapılıyordu. Simple Past ile hikaye edilen olaylardaki tasvir kısımları Past Continuous ile yapılır.)

EXAMPLES

– The village was very quiet. The men and the women were thinking deeply and the children were watching them sadly. At that moment they saw the enemy planes over the village. All of them got up and scattered to their homes in a terrible fright.

(Köy çok sessizdi. Erkekler ve kadınlar derin düşünüyor ve çocuklarda onları üzgün üzgün seyrediyorlardı. O anda köyün üzerinde düşman uçaklarını gördüler. Hepsi ayağa kalktılar ve müthiş bir korkuyla evlerine dağıldılar.)

– When I walked into the office, several people were busily typing, some were talking on the phones, the boss was yelling directions, and customers were waiting to be helped. One customer was yelling at a secretary and waving his hands. Others were complaining to each other about the bad service.

(Ofise geldiğimde birkaç insan meşgul bir şekilde daktilo kullanıyor, bazıları telefonda konuşuyor, patron emirler yağdırıyor ve müşteriler yardım için bekliyorlardı. Müşterinin biri sekretere bağırıyor ve ellerini sallıyordu. Diğerleri birbirlerine kötü hizmetten yakınıyorlardı.)

 Past Continuous Tense ayrıca gelecek zaman için kesin planlanmış ve ayarlama yapılmış olayları anlatmada Present Continuous’un kullanılması gibi geçmiş zaman ait kesinleşmiş ve her türlü ayarlamaları yapılmış, yapılacak olayların anlatılmasında bu zaman kullanılır.

EXAMPLES

– He was in a great hurry. Because he was meeting his friend at the airport thet morning. (Çok acelesi vardı. Çünkü o sabah hava alanında arkadaşını karşılayacaktı.)

 He was happy as he was having dinner with his darling in the evening. (Sevgilisiyle akşamleyin yemek yiyeceği için mutluydu.)

► Sürekli olarak yapılıp, can sıkıcı olan olayların anlatılmasında “always” , “continually”, “constantly” gibi kelimeler kullanılarak şikayet etmek için kullanılır.

EXAMPLES

– My sister was always wearing my best dress. (Kızkardeşim durmadan en iyi elbisemi giyerdi.)

– They were constantly having rows at nights. (Geceleri durmadan kavga ederlerdi.)

► Özellikle iş görüşmelerinde veya resmi ortamlarda, birisine geçirmiş olduğu bir zaman dilimi hakkında soru sorulduğu zaman daha kibar olunması bakımından Simple Past yerine bu zaman kullanılır. 

– What were you doing before your present job? (Şimdiki işinizden önce ne iş yapıyordunuz?)

– What were you doing after you left your job? (İşinizden ayrıldıktan sonra ne işle meşguldünüz?)


TIME EXPRESSIONS IN PAST CONTINUOUS TENSE (Zaman Belirten Kelimeler)

Time expressions zaman belirten ifadelerdir ve İngilizce’de her zaman için farklı ifadeler kullanılır. Özellikle sınavlarda cümlenin hangi tense olduğunu anlamak için time expression’ların bilinmesi çok önemlidir.

 while – when – as
 
 – I saw him while he was driving. (Onu araba sürerken gördüm.)

– My mum arrived home when I was watching TV. (Televizyon seyrederken annem geldi.)
 
– They helped me as I was carrying some heavy bags. (Bazı ağır çantaları taşırken bana yardım ettiler.) 

have got / has got (sahip olma)

have/has got Türkçe’de sahip olmak anlamındadır. Sahip olduğunuz bir şeyi ifade etmek için kullanılır. Aşağıda şahıslara göre nasıl kullanıldığını gösteren tablo verilmiştir.

POSITIVE (OLUMLU)NEGATIVE (OLUMSUZ)QUESTION (SORU)
have got a car.haven’t got a car.Have I got a car?
You have got a car.You haven’t got a car.Have you got a car?
He has got a car.He hasn’t got a car.Has he got a car?
She has got a car.She hasn’t got a car.Has she got a car?
It has got a car.It hasn’t got a car.Has it got a car?
We have got a car.We haven’t got a car.Have we got a car?
They have got a car.They haven’t got a car.Have they got a car?

● DİKKAT!

– I have got a car. (Bir arabam var.)

Türkçe’ye çevirirken genelde “Bir arabaya sahibim” şeklinde çevirmeyiz. İki dil arasındaki bu farklılık bazen İngilizceyi yeni öğrenenler için sorun teşkil edebilir.

“Benim iki kızkardeşim var” cümlesini İngilizce’ye çevirmek isteyen bir kişi, “var” kelimesine aldanarak “there is/are” kalıbını kullanabilir ve tabi ki yanlış olur. O yüzden cümlenin sahiplik anlamı içerip içermediğine bakılmalıdır.

– She has got two sisters. (Onun iki kızkardeşi var veya o iki kızkardeşe sahiptir)
– We have got many pens. (Bizim çok kalemimiz var veya biz çok kaleme sahibiz)

► Have/has got veya sadece have/has

Sahip olmak kavramı İngilizce’de iki değişik şekilde ifade edilebilir. Değişik metinlerde farklı kullanımlara rastlayabiliriz. Özellikle İngiltere’de kullanılan İngilizce’de “have/has got” daha sık kullanılır.

– I have got a sister. (Bir kızkardeşim var.)
– I have a sister. (Bir kızkardeşim var.)

Bu iki cümle arasında anlam olarak fark yoktur. Ancak olumsuz ve sorularda durum aynı değildir. Aşağıda iki farklı şekilde kurulmuş cümlelerin olumsuz ve soru yapılış şekillerini inceleyiniz.

(+) I have got a book.
(-) I haven’t got a book.
(?) Have I got a book?

(+) I have a book.
(-) I don’t have a book.
(?) Do I have a book?

► Yanlış Kullanımlar

İki farklı kullanım birbiriyle karıştırılırsa gramatik açıdan hatalı olur. Yani soru ne şekilde sorulduysa, cevabın da aynı şekilde verilmesi gerekir.

A: Have you got a pencil? 
B: No, I haven’t. (doğru)
     No, I don’t. (yanlış)

A: Do you have any money?
B: No, I don’t. (doğru)
     No, I haven’t. (yanlış)

► Deyimsel Kullanımlar 

Have ve has in deyim gibi değişik şekillerde kullanılış biçimleri vardır. Bu kullanış biçiminde sahip olmak anlamı yoktur ve kesinlikle have got / has got kalıbıyla kullanılamaz.

– I usually have breakfast at seven. (Genellikle saat yedide kahvaltı ederim.)

– He is having a bath now. (Şimdi banyo yapıyor.)

– You’ll have trouble with that boy. (Şu çocukla başın derde girecek.)

Question Words (Soru Kelimeleri)

İngilizce cümlelerde iki çeşit soru yapma şekli vardır.

► Birincisi yardımcı fiil başa getirilerek yapılır ve yes/no questions olarak adlandırılır. Çünkü bu tür sorular, cevabında evet veya hayır denmesini gerektirir.

– He is a teacher. (O bir öğretmendir.)
– Is he a teacher. (O bir öğretmen midir?)

– She went to school. (O, okula gitti.)
– Did she go to school? (O okula gitti mi?)

► İkinci soru şekli de, soru kelimeleri kullanarak yapılan sorulardır. Bu tür sorulara evet veya hayır şeklinde cevap verilemez. Bu tür soru kelimelerinden hemen sonra, bazı istisnalar dışında hemen yardımcı fiil gelir ve cümlenin dizilişinde başka değişiklik yapılmaz. Belirttiğimiz istisnalar da aşağıdaki açıklamalarda verilmiştir.

– What is your name? (Senin ismin nedir?)
– Where did she go? (O nereye gitti?)

Bu konuda asıl olarak soru kelimeleri ve kullanımları anlatılmaktadır. Aşağıda İngilizce dilinde var olan tüm soru kelimeleri ve kullanımları ayrıntılı olarak verilmiştir.


► What: Ne

– What did you do yesterday? (Dün ne yaptın?)

– What do they like doing in their free time? (Onlar boş zamanlarında ne yapmaktan hoşlanırlar?)

– What can I do for you? (Sizin için ne yapabilirim?)

Eğer what soru kelimesinden hemen sonra isim gelirse, what kelimesi “hangi” anlamına gelir.

– What movie did you see last night? (Dün gece hangi filmi izledin?)

– What country can we go to? (Hangi ülkeye gidebiliriz?)

– What time do you leave work? (Ne vakit işten ayrılırsınız?)

– What car did you drive yesterday? (Dün hangi arabayı kullandın?)

– What color is your car? (Araban ne renk?)


► Where: nerede, nereye

– Where does Betty eat breakfast? (Betty kahvaltısını nerede yapar?)

– Where do Al and Jennifer live? (Al and Jennifer nerede yaşarlar?)

– Where do the students buy hats? (Öğrenciler şapkaları nereden satın alırlar?)

– Where does John go after the school? ( John okuldan sonra nereye gider?)

– Where do the students have their exams? (Öğrenciler sınavlarını nerede olurlar?)


► When: ne zaman

– When do you go to the cinema? (Sen sinemaya ne zaman gidersin?)

– When does he leave home? (O evden ne zaman ayrılır?)

– When do the students study? (Öğrenciler ne zaman ders çalışırlar?)

– When does Kennet come to his office? ( Kennet bürosuna ne zaman gelir?)

► What time : ne zaman / saat kaçta

When ile what time soru ifadeleri arasında bir fark vardır. When ile sorulan sorulara genel zaman ifadeleriyle (dün, geçen sene, yarın) cevap verilirken, what time ile sorulan sorulara saat söyleyerek cevap verilir.

– What time did you arrive home yesterday? (Dün eve saat kaçta vardın?)

– What time do you have lunch? (Öğle yemeğini saat kaçta yersin?)

– What time do you have get up tomorrow? (Yarın saat kaçta kalkmak zorundasın?)


► Who: kim

“Who” soru kelimesi tıpkı diğer soru kelimeleri gibi kullanıldığı gibi, ayrıca cümlenin öznesi olarak da kullanılır. Özne olarak kullanıldığında kendisinden sonra yardımcı fiil değil, asıl fiil gelir. Önce normal kullanımını görelim.

– Who do you love? (Sen kimi seviyorsun?)

– Who did you see at the party? (Partide kimi gördün?)

Şimdi de who soru kelimesinin cümlenin öznesi olarak kullanıldığı örnekleri görelim.

– Who goes to the office every day? (Büroya her gün kim gider?)

– Who watches TV in the evenings? (Akşamları kim TV seyreder?)

– Who comes early every day? (Her gün kim erken gelir?)

Aşağıdaki iki örneği incelerseniz, who soru kelimesinin farklı kullanışlarını net olarak görebilirsiniz.

– Who dou you love? (Sen kimi seviyorsun?)

– Who loves you? (Seni kim seviyor?)


– Who does Jane call every night? (Jane her gece kimi arar?)

– Who calls Jane every night? (Jane’i her gece kim arar?)

► Whose: kimin

Bu soru kelimesinden sonra da yardımcı fiil değil, asıl fiil gelir. Yani whose cümlenin öznesi konumundadır.

– Whose shirt is this? (Bu kimin tişörtü?)

– Whose car are you driving? (Kimin arabasını kullanıyorsun?)


► Which: hangi

Which soru kelimesinden sonra da isim kullanılır. Bazı durumlarda which kelimesinden sonra “one” kullanılırak, hangi biri anlamı elde edilir.

– Which shoes did you like? (Hangi ayakkabıları beğendin?)

– Which country would you like to visit? (Hangi ülkeyi ziyaret etmek isterdin?)

– Which one is your coat? (Hangisi senin palton?)

– Which ones did you read? (Hangilerini okudun?)

► How: nasıl

– How are you today? (Bugün nasılsın?)

– How did you find my house? (Evimi nasıl buldun?)

– How did you go to school? (Okula nasıl – ne ile- gittin?)

► Why:  niçin / neden

– Why are you crying? (Neden ağlıyorsun?)

– Why did she buy an expensive car? (O niçin pahalı bir araba aldı?)

– Why are you so unhappy? (Neden bu kadar mutsuzsun?) 


► How many: kaç tane, ne kadar, kaç (sayılabilenler için)

“How many” soru ifadesi sayılabilir isimlerle kullanılır.

– How many students are there in the classroom? (Bu sınıfta kaç tane öğrenci var?)

– How many people are coming to the party? (Partiye kaç kişi geliyor?)

– How many books did you read last month? (Geçen ay kaç kitap okudun?) 

► How much: kaç tane, ne kadar, kaç (Sayılamayanlar için)

“How much” soru ifadesi sayılamayan isimlerle kullanılır.

– How much money do you want? (Ne kadar para istiyorsun?)

– How much sugar do we need? (Ne kadar şekere ihtiyacımız var?)

– How much time is there left? (Ne kadar zaman kaldı?) 


► How long: ne kadar

“How long” soru ifadesi bir şeyin zaman olarak ne kadar sürdüğünü sormak için kullanılır.

– How long is it from İstanbul to Ankara? (İstanbul’dan Ankara’ya gitmek ne kadar sürer?)

– How long did you work in that company? (O şirkette ne kadar çalıştın?)

– How long do you sleep a night? (Bir gecede ne kadar uyursun?)


► How far: ne kadar

“How far” soru ifadesi de bir şeyin mesafesini sormak için kullanılır.

– How far is it from İstanbul to Ankara? (İstanbul Ankara arası ne kadar mesafedir?)

– How far did you travel last summer? (Geçen yaz ne kadar uzağa seyahat ettin?)

– How far can you walk in an hour? (Bir saatte ne kadar (uzağa) yürüyebilirsin?)


►How often: ne kadar sıklıkla

How often soru ifadesi, bir şeyin ne sıklıkla yaptığını sormak için kullanılır ve cevabında genellikle, her zaman (always), sık sık (often), bazen / ara sıra (sometimes) ve asla / hiçbir zaman (never) zaman zarfları kullanılır.

– How often is she early? (O ne zaman erken gelir?)
– She’s always early. (O her zaman erken gelir.)

– How often does he go to the library? (O hangi sıklıkla kütüphaneye gider?)
– He goes to the library every Saturday. (O her cumartesi kütüphaneye gider.)

– How often do you eat fruit? (Hangi sıklıkla meyve yersiniz?)
– We eat fruit every day. (Biz her gün meyve yeriz.)

– How often do they eat at home? (Onlar hangi sıklıkla evde yemek yerler?)
– They sometimes eat at home. (Onlar bazen evde yemek yerler.)

Ayrıca how soru ifadesinin yanına çeşitli kelimeler getirilerek farklı sorular oluşturulur.

► How fast (ne kadar hızlı)

– How fast can a cheetah run? (Bir çita ne kadar hızlı koşabilir?)

► How tall (ne kadar uzun)

– How tall are you? (Senin boyun kaç?)

► How heavy (ne kadar ağır)

– How heavy is this luggage? (Bu valizin ağırlığı nedir?)

quite / rather (Bayağı, epey)

Her üçü de “oldukça, epey, bayağı, gerçekten tamamen ” anlamlarını taşır. Aralarında sadece küçük farklılıklar vardır.

“fairly” olumlu anlama sahiptir, “rather” ise daha çok olumsuz ifadeler için uygundur.

RATHER

► Olumsuz anlamı pekiştirmek için olumsuz sıfatlarla kullanılır.

– I had a rather difficult day. (Oldukça çor bir gün geçirdim.)

► Bazı fiillerle kullanılır. 

– My father rather likes raw meat. (Babam bayağı çiğ et sever.)

► Comparative form ile olumsuz anlamı güçlendirmek için kullanılır.

– She is rather taller than her sister (O kızkardeşimden bayağı bir uzun.)

► Tercih göstermek için would ile kullanılır.

– I would rather sleep than stay up. (Kalkmaktansa uyumayı tercih ederim.)

mostly (daha çok, genellikle) anlamında kullanılır.

– The society should be accused rather than him. (Onun yerine daha çok toplum suçlanmalı.)

► Too dan önce kullanılır.

– The car was rather too expensive. (Araba bayağı çok pahalıydı.)


► Olumlu sıfatlar ile kullanıldığında “beklenmeyen bir şekilde” anlamı katar.

– Though I hadn’t studied, my grades are rather good! (Çalışmadığım halde notlarım bayağı bir iyi.)

QUITE

Quıte bir fiili nitelediği zaman “tam, tam olarak” anlamını katar. Sıfat ve zarf ile kullanımında ise “oldukça, epey ” anlamı verir.


► Sıfatlardan önce gelir.

– My French is quite good. (Fransızcam bayağı bir iyi.)


► Zarflardan önce gelir.

– He can speak French quite well now. (Fransızca’yı oldukça iyi konuşur.)

► Nadiren bazı isimlerle de kullanılabilir.

– Mr. Chalmers is quite an authority on playing darts (Bayan Chalmers dart oynama konusunda bayağı bir otoritedir.)

► Completely (tamamen) anlamında bazı fiillerle kullanılır.

– I couldn’t quite understand what you want. (Senin ne istediğini tam olarak anlayamadım.)

► superlative form ile kullanılır.

– It’s quite the worst match I have ever watched. (Şu ana kadar seyrettiğin en kötü maçtı.)

Quite ile Diğer Örnekler


– I could not quite understand what you said. (Tam olarak ne söylediğinizi anlıyamadım) 

–  He looks quit tired. (O oldukça yorgun görünüyor.)

– Your English is quite good. (İngilizcen oldukça iyi.) 

– She is quite an expert in archeology. (O arkeolojide epeyi uzmandır.)

– It’s quite (considerable) sometime since we had a holiday. (Biz tatil yapalı epey(çok) zaman oldu.)

– He’s quite an interesting man. (veya a quite interesting). (O çok ilginç bir adamdır.)

– It’s quite (=certainly) the worst film have ever seen. (Gördüğüm en berbat film.)

Too and enough

TOO

► Too kelimesi sıfatlar ve zarflarla kullanıldığı zaman aşırılık ifade eder. Sözlük manası “çok” demektir. Fakat İngilizce’de yine çok anlamına gelen very kelimesinden farklıdır. Aşağıdaki iki örneği inceleyin.

– The coffee is very hot. (Kahve çok sıcaktır.)

– The coffee is too hot. (Kahve çok sıcaktır.)

(Görüldüğü gibi iki cümlenin de Türkçe çevirisi aynıdır. Ancak birinci cümlede “Kahve çok sıcak,” diyen kişi kahvenin içmek için ideal sıcaklıkta olduğunu belirtir. Fakat ikinci cümleyi söyleyen kişi kahvenin içilemeyecek kadar çok sıcak olduğunu söylemeye çalışmaktadır.)

– The weather is very hot. (Hava çok sıcak.)

– The weather is too hot. (Hava çok sıcak.)

(Bu örneklerde de, birinci cümleyi söyleyen kişi havanın sıcaklığından mutluluk duymaktadır. Fakat ikinci cümleyi söyleyen kişinin havadan bunaldığı anlaşılmaktadır.)

► İsim ya da zamir kullanarak da cümle kurmak mümkündür.

– The ceiling is too high for me to touch. (Tavan dokunamayacağım kadar yüksek.)

– A cow is too big for two people. (Bir inek iki kişiye çok.)

– Mr Sparrow was talking too fast for the tourists to understand. (Bay Sparrow turistlerin anlayamayacağı kadar hızlı konuşuyordu.)

– The father spoke too authoritatively for his children to oppose to his orders. (Baba çocuklarının emirlerine itiraz edemeyecekleri kadar otoriter konuştu.)

EXAMPLES (ÖRNEKLER)

– The tea is too hot to drink. (Çay içilemeyecek kadar sıcak.)

– The weather is too cold to go out. (Hava dışarı çıkılamayacak kadar soğuk.)

– The dog was running too fast to catch. (Köpek yakalanamayacak kadar hızlı koşuyordu.)

– The sun is shining too brightly to look at. (Güneş bakılamayacak kadar parlak bir vaziyette ışık saçıyor.)

– He is too merciful to punish anyone. (Hiç kimseyi cezalandırmayacak kadar merhametli.)

ENOUGH 

► Sıfatlarla ve zarflarla birlikte kullanıldıkları zaman onlardan sonra gelir. Bu şekilde kullanılışıyla too’dan ayrılır. Çünkü sıfatlardan ve zarflardan önce gelir. Too aşırılık ifade ederken, enough tam tersine, yeterlilik ifade eder.

– He is only fifteen years old. He isn’t old enough to marry. (Daha onbeş yaşında. Evlenecek yaşta değil.)
  
– This car is big enough for a large family. (Bu araba büyük bir aileye yetecek kadar büyük.)

– My dog can run fast enough to catch your horse. (Benim köpeğim senin atını yakalayacak kadar hızlı koşabilir.)

– If you don’t study hard enough,  you can’t pass your class. (Eğer yeteri kadar çok çalışmazsan sınıfını geçemezsin.)

► Aynen too’da olduğu gibi enough da isim ve zamirlerle de kullanılabilir.

The ceiling isn’t low enough for me to touch. (Tavan benim dokunabileceğim kadar alçak değil.)

Why don’t you speak loudly enough for everybody to hear? (Niçin herkesin duyabileceği kadar yüksek sesle konuşmuyorsun?)

► İsimlerle kullanıldığı zaman enough isimlerden önce kullanılır. İsimler hem sayılabilen hem de sayılamayan isimler olabilir.

– My brother doesn’t have enough money to buy a modern car. (Kardeşimin modern bir araba alacak kadar parası yok.)

– Are there enough apples for all of us at home? (Evde hepimize yetecek kadar elma var mı?)

so and such

“So ve such” niteledikleri kelimelere “çok” anlamı verir. Türkçe’ye ayrıca “o …… kadar ki” şeklinde de aktarılır.

► “So” dan sonra sadece sıfat ve zarf gelebilir. 

– Your house is so beautiful  (Senin evin çok güzel.) – Bu cümlede so’dan sonra sıfat gelmiştir.

– I’m waiting him so patiently  (Onu sabırla bekliyorum.) – Bu cümlede so’dan sonra zarf gelmiştir.

– She is so beautiful that everybody wants to marry her. (O kadar güzel ki, herkes onunla evlenmek istiyor.)

– He has so many books that he can’t remember how many. (O kadar çok kitabı var ki sayısını hatırlayamıyor. )

– The problem was so difficult that we couldn’t solve it.  (Problem o kadar zordu ki çözemedik.)

► “such” tan sonra sadece sıfat tamlaması (sıfat + isim) gelir.

 – That’s such a boring film  (O kadar sıkıcı bir film ki.)  

– They are such clever students (O kadar zeki öğrenciler ki) 

– He gave such a wonderful speech that we were surprised. (O kadar güzel bir konuşma yaptı ki hepimiz şaşırdık.)

– It was such a nice weather that we all went out. (Hava o kadar güzeldi ki, hepimiz dışarı çıktık.)

– Your brother is such a sweet boy that I miss him. (Kardeşin o kadar tatlı bir çocuk ki, onu özlüyorum.)

► Duruma gore so ve such şaşırma ifadesi olarak da kullanılabilirler.

– Fenerbahçe has won the match. I didn’t expect them to play so well 
(Fenerbahçe son maçı kazandı. Bu kadar iyi oynamalarını beklemiyordum.)

– Why did you wait  for him such a long time. (Onu neden bu kadar uzun süre bekledin?)

Superlative (the slovest, the most expensive)

Superlative yapı, Türkçe’deki “en” ifadesinin karşılığıdır. Yapılması, mukayese sıfatlarından farklıdır.

– My sister is the most beautiful girl in her class. (Kızkardeşim sınıfındaki en güzel kızdır.)

Sıfatlar superlative formda kullanılırken bazı kurallara uygun olarak ekler alırlar. Aşağıda bu durumlar açıklanmıştır.

► Bir heceli sıfatlara “-est” eklenir.

– You are the richest man in this company. (Sen bu şirketteki en zengin adamsın.)

– That man is the fattest man I have ever seen. (Şu adam şimdiye kadar gördüğüm en şişman adamdır.)

– This is the cheapest raincoat in my shop. (Bu dükkandaki en ucuz yağmurluktur.)

– Cheetah is the fastest animal in the world. (Çita dünyadaki en hızlı hayvandır.)

► İkiden fazla heceli sıfatlarda “most” kelimesi sıfatlardan önce getirilir.

– Mr. President is the most successful politician in the world. (Başkan dünyadaki en başarılı siyasetçidir.)

– Our teacher is the tallest man in our school. (Öğretmenimiz okuldaki en uzun kişidir.)

– The armchair is the most comfortable piece of furniture in the room. (Koltuk odadaki en konforlu mobilyadır.)

– Her story is the most unbelievable one I’ve ever heard. (Onun hikayesi şimdiye kadar duyduğum en inanılmaz olandır.)

► İki heceli sıfatların bazılarına “-est” takısı eklenir, bazılarından önce ise most kelimesi getirilir. Hangi sıfata hangi eki getireceğimize karar verebilmek için aşağıdaki kurallar uygulanır.

– Sonunda “-y” harfi bulunan sıftlar “-est” takısı alır, “-y” ise “-ie”‘ye dönüşür.

– In my class the prettiest girl is Ayşe. (Sınıfımda en güzel kız Ayşe’dir.)

– Chimpanzee is the happiest animal in the National Park. (Şempanze Milli Park’taki en mutlu hayvandır.)

– Bazı iki heceli sıfatlarla hem -est takısı eklenerek ve hem de başına most kelimesi getirilerek kıyaslama yapılabilir. Bunlar -ow, -er ve -le heceleriyle biten sıfatlar ile, handsome, polite, tired, quiet, pleasant, stupid, cruel, wicked, common kelimeleridir.



The poor woman has the hollowest / the most hollow cheeks I’ve ever seen. (Fakir yaşlı kadın hayatımda gördüğüm en çökük yanaklara sahip.)

The apricot tree is the gentlest / most gentle tree in my garden. (Kayısı ağacı bahçemdeki en nazik ağaçtır.)

► “En” türünden olan kıyaslamalarda sıfattan önce the veya my, his türünden belirleyiciler getirilmelidir.

– She is my best friend. (O benim en iyi arkadaşım.)

– We are the best team in the city. (Biz şehirdeki en iyi takımız.)

► Şimdiye kadar bahsediln kuralların hiçbirine uymayan ve tamamen kuralsız bir biçimde işlem gören sıfatlar vardır ve bunlar tamamen ezberlenmelidir.

good (iyi) – better (daha iyi)  – the best (en iyi)
bad (kötü) – worse(daha kötü) – the worst (en kötü)
little (az) – less (daha az) – the least (en az)
much (çok) – more (daha fazla) – the most (en fazla)
far (uzak) – further / farther (daha uzak) – the furthest (en uzak)

Translate »